Önceki gün Başbakan Recep Tayyib Erdoğan Van’da meydana gelen depremde ilk depremde hasar alıp ikincisinde yıkılan binalarla ilgili olarak “ Kim olursa olsun burada oturulabilir raporu vermişse yasal süreç başlatacağız” ifadeleri ile sert mesajlar verdi. Olaylara her zaman birinci derecede yakın ilgi gösteren Başbakan ve AKP iktidarı depremle de tanışmış oldu. Erzincan depreminde birinci derecede olayın mağduru ve takipçisi bir gazeteci olarak yaşadıklarımla Van da yaşananları, hükümetin olaya müdahale gücü ve hızı bakımından da mukayese etme imkânı buluyorum.
O günlerde de hükümetin mevcut imkânları ile seferber olmasına karşılık bugün yapılanlar o günden çok ileridedir. O günlerde Rahmetli Yazıcıoğlu’ nun “ ilimizin tüm dünya ile haberleşmesi telli ve telsiz kesilmiş ve şartlar en ağır şekli aleyhimize dönmüştür. Tek haberleşme kanalı askeri amaçlı telefonlardır.” diye feryat ederken (1) Van depreminden iki saat sonra hükümet başta icracı bakanlar olmak üzere deprem bölgesinde vatandaşın yanındaydı.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim deprem hasarlarının ve can kayıplarının temel sebeplerine inerken iki önemli faktörde çok fazla ders almadığımızdır.
Birincisi öncü depremlerde veya hafif şiddetli depremlerde yorulan, rijitliğini ve dayanma gücünü kaybeden binalarla ilgili olarak yapılması gerekenlerdeki gevşeklik, sorumsuzluk ve vurdumduymazlıktır. Hala bir deprem sonrası hasar gören bir binanın taşıdığı riski zapta rapta alıp vatandaşa içine girme, bu bina sakat, ölürsün diyemiyor muyuz? Otel göçüp içindekilere mezar olunca cadı avına çıkar gibi suçlu arıyoruz?
Biz bunu 1992 Erzincan depreminde çok ağır bir fatura ödeyerek öğrendik. Ama bizdeki can kaybı yaşanan binaların çoğu şahsa ait değilde kamu binaları olduğu için kimi kime şikâyet edeceksin.
Bizdeki felaket 18 Kasım 1983 depremi ile başladı.
18 Kasım 1983 günü sabah 4,15 civarında meydana gelen 5,6 şiddetindeki deprem de hiçbir can kaybı olmamıştır. Deprem tespit edici alet bu esnada çalışmamıştır. Depremin yüksek binalarda etkisi daha fazla olmuştur. 1983 depremi ile ilgili olarak jeofizik Müh. Oktay Yurdatapan başkanlığında hazırlanan raporda perde beton olmayan kamuya açık binalarda (hastane, ptt, vs) afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelik “ hükümlerine pek uyulmadığı belirtilmektedir. İncelemelerde çöken ve hasar gören binaların 1983 depreminde hasar gördüğü ama ciddi olmaksızın şekilsel tamir edildiği ifade edilmektedir. (2)
Erzincan’da yapıların periyotları Deprem araştırma dairesince 1976 yılından beri ölçülmektedir. 1976 yılında ve 1983 depreminden sonra periyotları ölçülen bazı yapılar (Urartu oteli, vakıf İş hanı, Belediye fen işleri binası, SSK hastanesi, kız sağlık meslek lisesi vb.) bu depremde (1992) tümü ile yıkılmıştır. Hasarlı olan çoğu yapıda onarım ve takviye sonrasında yapıda olan değişiklikleri ölçmede en etkili olan yöntem onarım öncesi ve sonrası periyotların karşılaştırılması dır. Dik yönde ve paralel yönde periyotları (mesela) Vakıf İş hanı için 1976 da 0,30 ve 0,30 iken 1983 depreminden sonra 0,39 ve 0,40 saniye olmuştur. Bu yaklaşık 1983 depreminden sonra % 33 Periyot artısı olmuştur. Bu binaların rijitliğinin (Deprem karşısındaki dayanıklılığının) % 70 kadar bir azalmaya karşılık olabilir.
Belediye fen işleri binası ve Urartu oteli için durum daha kötüdür. Bu yapının 1976 da uzun periyodu 0,50 saniye olarak ölçülmüştü. 1983 depreminden sonra ise uzun yönde periyot 0,69 saniyeye çıkmıştı. Bu yaklaşık % 90 civarında rijitlik azalımı olarak ifade edilebilir. (4)
Diğer yıkılan kamu binalarında da durum farklı değildir. Meraklıları DAD–1976 ve 1983 raporlarına bakabilir.
Peki, sonuç ne olmuştur. Resmi kayıtlarda 653 olan toplam can kaybının sosyal sigortalar hastanesinde 47 kişi, iki blok SSK hastanesi lojmanlarında 12 kişi, şehir kulübü 35 kişi, kız sağlık meslek lisesi 23 öğrenci, vakıf iş hanı 13 kişi, İş bankası ve lojmanı 8 kişi, Emlak kredi bankası lojmanı 8 kişi, Urartu oteli 7 kişi ve diğerleri.
İkinci önemli husus ise iş yerlerinde paraperestler tarafından işyerini genişletme adına kolon kesme cinayetidir. Van da yıkılan birçok işyerinde alan genişletme sevdası ile kolonların kesildiği yazılıp çiziliyor.
Burada insanın canını sıkan her fırsatta merkezi idareden bütçe payının artırılması için demokrasi üfürükçülüğü yapan yerel yönetimlerin başta belediyeler olmak üzere bu işlerde hiç ortada gözükmemesidir. Şehrin göbeğinde bir binanın kolonları kesilirken Belediyenin imar kontrol birimin ne iş yapar? Umut ediyorum bu tam siper işi eninde sonunda Başbakanın dikkatini çekecek ve yasal bir düzenleme yapılacaktır. Nitekim bizde 13 Mart 1992 depremi öncesi “ …bu arada bazı yapılarda taşıyıcı sistemi bozan değişiklikler yapılmıştır. Bölme duvarlar kaldırılmıştır. Hatta kolonların kaldırıldığı yapılar olmuştur. Yıkılan ticaret ve ziraat odası binasında bu tür tadilatların yapıldığı ve kolonların kaldırıldığı ileri sürülmüştür.”(3) şeklinde ifadeler basında yer almıştı. Patates festivalleri düzenleyip, dımpıltı işleri marifet sayanların birazda bu işlere teveccühü belikli ancak yasa zoru ile olur.
Son olarak, Van da meydana gelen depremle birlikte konu üzerinde çalışarak depreme hazırlık kapsamında Erzincan’da merkez ve ilçe her köydeki her binaya kimlik kartı çıkarılarak bir veri tabanı oluşturma çalışması başlatan il genel meclisi başkanı Ünal Tuygun’a bu çalışmanın bütün yerel yöneticilere örnek olması dileği ile tebrik ve teşekkürler.




