İleri
Geri
Osman KEDHÜDAOĞLU » Siyasete Vizyon Sunmak
Siyasete Vizyon Sunmak

Bediüzzaman, kendi hayatını "Eski Said" ve "Yeni Said" diye ayırıyor. Hayatının son on yılını (Eserinde geçen ifadeye binaen) "Üçüncü Said" diye isimlendirenler de var. İlk dönemde Nursî'nin siyasetle belli bir oranda meşgul olduğunu, siyaset yoluyla ülkeye hizmet etmek istediğini görüyoruz. Lakin bu dönemi de doğru anlamak gerekiyor. Said Nursî, ilk dönemde de hayatını 'gaye-i hayal'i olan 'iman hakikatleri'ne adamıştı. Daha açıkçası, o dönemde de kendini siyasetçi gibi görmedi. İşte kendi cümleleri: "Eski Said bir miktar siyasete girdi. Belki siyaset vasıtasıyla dine ve ilme hizmet edeceğim diye beyhude yoruldu..." (On Dördüncü Şua) Siyaseti, 'dine ve ilme hizmet vasıtası' olarak gören Said Nursî'yi irkilten bir gerçek vardı: "Çoğu yalancılık ve bilmeyerek ecnebî parmağına alet olma ihtimali." Küçük hesaplarla yürütülen siyasetin 'meleği şeytan, şeytanı da melek' gösterecek kadar 'tarafgirlik' içerdiğini ifade edip, "Şeytanlardan, cinlerden ve siyasetten Allah'a sığınırım!" diyerek kendini 'rabıta-ı mevt' ile kanatlandıracak yeni bir yola adadı. Münzeviydi, yalnızdı, dünya işlerinden tecrit etmişti kendini...

Bediüzzaman'ın Ankara'daki siyaset çekim merkezinin içine girmemesi ve kendini uzlet içinde bir tefekkür seyahatine zorlaması, onu bir bakıma dünya meselelerinden uzaklaştırdıysa da, o meselelere daha yukarıdan bakmasına da vesile oldu. "Dünya manevi bir buhran geçiriyor," (Tarihçe-i Hayat) diyordu mesela. Ve kendine şöyle bir misyon biçiyordu: "Kur'an etrafındaki surlar yıkılacak, doğrudan doğruya Kur'an kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ân'a hücum edilecek; i'câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'câzın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım." (Yirmi Sekizinci Mektup)

Pek çok İslam âlimi gibi, Bediüzzaman kendisine teklif edilen milletvekilliğini de kabul etmedi, Diyanet vasıtasıyla talep edilen Doğu vilayetlerindeki vaiz-i umumî görevini de. Bu, daha önceki yazıda üzerinde durmaya gayret ettiğimiz bir duruşun gereğiydi. Bir yandan alınan her siyasî kararın nasıl büyük sonuçlar doğuracağını biliyor ve o tahribatın önüne geçebilmek için çırpınıyordu; bir yandan da zincirleme yanlışları meşru gösterecek bir halka haline gelmemek için onurlu ve müstağni bir tavır alıyordu. Çare, herkesi kucaklayacak bir pozisyon alarak yeni bir nesil yetiştirmek; bu arada onlarca sene sonra meyve verecek bir oluşumu (Nesl-i Cedid) maceraperestlerin talihsiz kalkışmalarına feda etmemekti.

Yorumlar
ben anlamıyorum ki kavga etmeye ne gerek anlaşmak olmazmı
2011-02-21 18:20:28
Yorum Yaz
Ad Soyad *
E-mail *
Konu *
Mesaj *

Yazarın diğer yazıları
26 Eylül 2010 Pazar 17:19
24 Mart 2010 Çarşamba 21:01

» Tüm Yazarlar

Çok Okunan Haberler

Bugün Dün Bu hafta


VİDEO HABER